Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım

  • “Yüzyıllardır tüm düşünürler, tüm dinler, herkes… ‘kendini bil’ diye bağırıyor ama duyan çok az. Bu sefer duyabilmen umuduyla…”
  • “Bir kartal gibi doğup, bir tavuk gibi yaşayan ve kartallara özenip sonunda bir tavuk gibi ölen binlerce kartal var.”
  • Hiçbir şey göründüğü gibi değil, sevgili dostum. Hiçbir şey anlatıldığı gibi değil… Her duyduğuna inanma! Buna bile…
  • Henüz gerçekleşmemiş her ne varsa hayata dair olma ihtimali mutlaka yüzde ellidir. Ya olur ya da olmaz.
  • Aklının da bir sınırı olduğunu kabul et! Bu bir karıncanın, senin yaptığın basit bir masayı anlayamaması gibi. Daha masayı çözemeyen bir akıl masanın ustasını nasıl çözebilir ki? Daha atomun sırrına varmayan aklınla atomu yaratanın aklını ve yaptıklarını sorgulamaya kalkmak, kusura bakma ama büyük küstahlık. Kendine gel, bu muazzam akıl karşısında kendi aklını düşün ve haddini bil! Uzaya sonsuz deyip de komik olma. Pes etmen gerektiğinde pes etmeyi bileceksin… Belki de bu sınırsız dediğimiz uzay, aslında sadece başka bir dünyadaki bir çiçeğin tozudur. Kim bilir?…
  • Einstein beyninin yüzde beşini kullanıyorsa bu onun sorunudur. Ben yüzde yüzünü kullandığımdan en az kendim kadar eminim. Ya uzaylı mimarlara ne dersin? Bazı kendini bilmezler beş bin sene önce yapılan ve insanlığın yüz akı olan piramitler için: “Piramitler uzaylılar tarafından yapılmıştır. Çünkü insanların o devirde böyle bir şey yapmalarının ihtimali yoktur.” diyorlar. (Yüzde üçlük beyinden bu beklenirdi zaten.)
  • Bir aslan miyav diyorsa onun tedaviye ihtiyacı vardır, ne güzel taklit yaptı diyemezsin.
  • İyi bilardo oynayan birine “yeteneklisin” demek o insanın tüm çalışmalarını yok saymak demektir.
  • İnanırsan bir mercimek tanesiyle kanseri yenebilirsin. İnanmazsan dünyanın en gelişmiş antibiyotiklerini de verseler basit bir baş ağrısından kurtulamazsın…
  • Hani çok sevdiğimiz bir elbiseyi alırız, bir hafta ütüsü bozulmasın diye uğraşırız da, sonra her şey tekrar normale döner ya! Emin ol ki; hayalin ne olursa olsun sonu budur. Aya çıkmak, ampul icat etmek… Ulaşınca cazibesini yitirir.
  • Garip şu insanoğlu. Çok garip! Herkese verdiği sözü tuttuğu için övünür, ben acayip merdim, dürüstüm falan der de, asıl tutması gereken sözleri tutmaz. Kendine verdiği sözleri hiçe sayar. Çünkü kendine verdiği sözü tutmazsa kimseye karşı rezil veya mahcup olmayacaktır. Gel gör ki asıl yanılgı bu işte!
  • Yapacağın iş ne olursa olsun, insanların fikrini al, sonra kendi kararını kendin ver. Unutma ki seninle ilgili en iyi karı senden başkası veremez ve senin en iyi dostun şüphesiz sensin, küs olduğun sen. Hiç takmadığın, adam yerine bile koymadığın sen. Kendi iç sesini dinle, kendine kulak ver. Ne diyorsa içindeki adam, onu yap! Vur elini masaya ve yanlış bile olsa kendin karar ver, sana ait bir karar…
  • Her şeye ve herkese saygılı ol! Hiç olmazsa başkalarının söylediklerine olan saygın kadar, kendi söylediklerine de saygın olsun. Kendini de dinle!
  • Önce babama gittim. Babam diğer odada gazete okuyordu. “Baba biliyor musun? Sen dünyanın en şanslı adamısın!” gözlüklerinin üzerinden şaşkın şaşkın yüzüme baktı, “niye?” diye sorunca: “Çünkü baba, sen dünyanın en akıllı insanının babasısın” karşılığını verdim. Babam bana her zaman gülerek hatırlayacağım ilk tepkiyi iki kelimeyle verdi: Ha siktir! Sonra anneme gittim. Elişi yapıyordu kadıncağız. “Biliyor musun anne? Sen dünyanın en şanslı kadınısın” annem de babam gibi neden şanslı olduğunu sordu. Ben aynı cevabı anneme de verdim. “Çünkü sen anneciğim dünyanın en akıllı insanını doğurdun. Düşünsene, dünyanın en akıllı insanı resmen senin oğlun. Çok şanslısın çoook!” Annem elişini havaya fırlatıp iki elini birbirine vurarak, “Vah yavrum vah” deyip komşuya gitti. Sonra öğrendiğim kadarıyla dini bütün bir hanım teyzeden beni okuması için ricada bulunmuş!
  • Halen anlam veremiyorum: Topu topu 60-70 sene yaşayacağız ve bu süreyi boyumuzu kilomuzu ölçüp hesap yaparak geçiririz. Daha sonra kendimizi psikolojik baskılara sokarak rejimler yapar, uzun topuklu ayakkabılara merak salarız. Neden yahu? Niye?
  • Dünyadaki tüm insanlar aynı oranda acı çeker ve aynı oranda mutlu olurlar. Bosna Hersek’te savaş altında olan bir insanla, evine ekmek götürmek zorunda olan bir insan aynı oranda acı çeker. Çünkü ikisinin de beklentisi bildiklerine ve hayallerine göre belirlenmiştir. Birinin en büyük hayali savaşın bitmesi iken, diğerinin en büyük hayali çocuklarına ekmek götürebilmektir.
  • Ben dünyayı değiştirmeyi hedefleyen bir insanım. Ahmet Bey de emekli olmayı planlayan bir insan. Emin ol ki benim dünyayı değiştirdiğim zamanki sevincim ile Ahmet Bey’in emekli olduğu günkü sevinci eşit olacak. Çünkü ikimiz de zirveye ulaşmış oluyoruz.
  • Herkes çektiği acının en büyük acı olduğunu savunur. O halde herkes acıyı da aynı yaşıyor. Bu da doğrudur. Çünkü herkes kendi bakış açısına ve yaşadıklarına göre değerlendirme yapar. Ben ne acılar çekmişim… Adam “Ben böyle acı yaşamadım.” dedi parmağı kesildiğinde… Tam o sırada oradan geçen bir başka adamın eli yoktu, adam güldü ve “O da bir şey mi? Sen elini kaybetmek ne demek bilir misin” dedi. Tam o sırada kolu olmayan bir başka adam geçti oradan ve o da güldü. “Siz onlara acı mı diyorsunuz? Ben kolunu kaybetmiş bir adamım.” dedi. Biraz sonra iki kolu ve bir bacağı olmayan bir başkası geldi. O da aynı şeyleri söyledi. “O da bir şey mi? Bana bakın benim vücudumun yarısı yok!” dedi. Onlar kendi aralarında tartışırlarken bir başka adam geldi. Adam hem sağır, hem dilsiz, hem de akıl hastasıydı. Anlamsız anlamsız baktı ve hiçbir şey söylemedi…
  • Farkında olmadığımız, çoğu zaman hafife aldığımız öyle kavramlar var ki; bunlar içten içe beynimizi kemirir, küçültür ve biz bunu asla fark edemeyiz. İşte bazılarına göre, gurur vesilesi bile olan en tehlikeli kemirgen böcek: Sinirlilik. Beynin küçülüyor! Çünkü sinirleniyorsun…
  • Git, herhangi bir gazete al ve katliam sayfasını oku! Pişman olan binlerce insan var. Hepsinin gerekçesi aynı: Bir anlık öfke. Acaba bütün bu insanlar sadece beş saniye dayanabilselerdi, gazetelerde ve televizyonlarda bu kadar çok katliam haberi izleyebilirmiydik?! Asla!
  • Adam evde karısına, çocuğuna, anasına, babasına bağırır da, dışarıda kuzu kesilir. Çünkü ancak onlara gücü yetiyor da onun için. Cinnet durumları dışında kimse karşısındakini tartmadan sinirlenmez. Cinnet geçiren bir insanı da, o an için normal kabul edemeyeceğimize göre, normal insanlar için tekrar ediyorum: Sinirlilik diye bir şey yok; gücü gücü yetene var.
  • Kafanda soru işaretleriyle yaşamak istemiyorsan insanlarla konuş, onlara doğru bildiğini söylemekten çekinme! Transparan düşün.
  • Bildiklerimizle değil, alışkanlıklarımızla yaşıyoruz. Çimenler mavi, denizler kırmızı olsaydı ne tuhaf olurdu değil mi? İlk başta bu soruya evet dersin. Ama öyle değil işte, doğduğumuzda çimen mavi, deniz kırmızı olsaydı; biz, şimdi, “Çimenler yeşil olsaydı ne kadar tuhaf olurdu.” diye düşünecektik.
  • Birileri biz doğduğumuzda bize sivrisineğin sevimli bir hayvan olduğunu söyleseydi, şimdi bir çoğumuz evde sivrisinek besliyor olurduk… Bize neyin yanlış, neyin doğru olduğunu başkaları anlatmış, biz de öylece kabul etmişiz.
  • Hiç eleştirilmeyen insan kendini daima en iyi zanneder ve asla gelişemez.
  • Ütünün olmadığı devirde herkesin pantolonu kırışıktı, kimse de aldırış etmiyordu. Çünkü herkesin pantolonu kırışıksa, herkesin pantolonu ütülüdür. Sonra insanoğlu ütüyü buldu, kısa bir zaman geçti. Ütüsüz sokağa çıkmak ayıp oldu.
  • İşin ilginç olan yanı; asabi olmanın, stresli yaşamanın, dedikodu yapmanın, gereksiz ayrıntılara takılmanın ve çok uyumanın beynimizi nasıl körelttiğini anlayamıyor olmamızdır. Evet düşünsel anlamda beynimizi kemirir bütün bunlar ama biz bunu asla fark etmeyiz veya fark etmeyi istemeyiz.
  • Düşünebiliyor musun? Kainattaki her canlı güneşle birlikte uyanır. Kuş, kurt, çiçek, böcek, sinek… ne varsa yaşama dair, hepsi güneşle birlikte uyanır da sadece insan takmaz güneşin uyarılarını.
  • Uyanma zamanını güneşin doğuşuna göre ayarla, kuşların sesini her sabah dinle ve hayatın asıl yüzünü gör, o keyfi mutlaka yaşa.
  • Elbette ki tüm krizler bir birikimin sonucudur. Kriz, bir anlık bir psikoloji değişikliğiyle oluşmaz. Bunu kabul etmemek ahmaklık olurdu. Fakat şunu iyi biliyorum ki o birikimler de yine psikolojik bir temele dayanmaktadır. Türkiye için düşünürsek, biz yıllardır ısrarla “Bizden hiçbir şey olmaz.” demiyor muyduk? Bu tarz cümleleri o kadar çok kullandık ki; ahlakımız, yaşam tarzımız, çalışmamız, dinlenmemiz… değişti. Bizden bir şey olmaz diye az çalıştık mesela. Benden bir şey olmaz diye yere tükürdük, camdan aşağı çöp attık. Bu ülkeden bir şey olmaz dedik, kendi halimize güldük. Her gün daha beter olacağımıza inandık. Şimdi inandıklarımız gerçek oldu. Çünkü “Bugün ne olduğuna inanıyorsan, yarın o olursun.” İnandığımızı oluruz ancak. Dediğimizi başardık. Atalarımız boşa söylememiş “Bir adama 40 gün deli dersen, deli olur.” diye.
  • Çık sokağa ve insanlara sor! Yere tükürmek sence doğru mu? Allah’ın bir kulu “Doğrudur.” diye cevap vermez. 100 kişiye sor, 1.000 kişiye sor. 70 milyon insana sor. Cevap hep aynıdır. Yere tükürmek görgüsüzlüktür. Peki be kardeşim bu sabah işe giderken yerde gördüğüm balgamı uzaylılar mı attı? Konuştuğumuz gibi yaşamıyoruz.
  • Kırmızı ışıkta geçen birisine küfredip, bir sonraki ışıktan kırmızıda geçen ve niye geçtin diye sorduğumda, “Amaaan! Ben mi kurtaracam arkadaş?! Memleketin her tarafı bozuk.” diyen adamı tanıyorum ben.
  • Öyle küçüksün ki aslında, uzay sonsuz olsaydı sana yoksun bile derdim. Ne var ki uzay sonlu. Ve sen çok küçük de olsan varsın.
  • Her pencereden aynı manzara görünür ama bazıları başka görür…
  • Elini vicdanına koy ve hesap et. Önüne bir kağıt al, bir tarafa sahip olduklarını, bir tarafa sahip olamadıklarını yaz. İnanamayacaksın, çok şanslısın çoook!
  • Herkesi dinle, herkesten öğren, herkesten topla… sonunda mutlaka kendi bildiğini yaşa. Baş ağrısından daha büyük bir acı yaşamayan adamla, bir anda tüm servetini, sağlığını ve sülalesini kaybeden adam aynı heyecanla anlatıyorsa yaşadığını, oturup biraz düşünmelisin bence.
  • Kimini baş ağrısı perişan ederken, kimine kalp krizi vız gelir. Acının üst sınırı insandan insana değişir. Bacağı kopan bir adama iğne batırsan duymaz ama sağlıklı bir adam feryat eder. Herkesin direnci yaşadıklarına göre belirlenir. Herkes değişik şeyler yaşadığına göre tepkilerin farklı olması da çok normaldir.

~ Yazar : Erdal Demirkıran ~

~ Yayınevi : Kashna ~